top of page

Çocuklarda Kaygı: Ebeveynler İçin Kanıta Dayalı Rehber

Güncelleme tarihi: 5 Ağu

Kaygılı çocuğa ne yapılır?
Kaygılı çocuğa ne yapılır?

Kaygı, çocukluğun en yaygın duygusal zorluğudur — ve aynı zamanda en çok yanlış anlaşılanıdır. Çoğu ebeveyn iki şeyi merak eder: bu normal mi, ve ben ne yapabilirim? Bu rehber ikisine de uluslararası araştırmalara dayanarak cevap veriyor: kaygının yaşa göre normal seyri, normalle bozukluk arasındaki çizgi, kaygıyı farkında olmadan büyüten aile döngüleri, evde uygulanabilecek somut adımlar ve uzman desteğinin gerektiği noktalar.

Çocuklarda Kaygı Ne Kadar Yaygın?

Yaygın sanıldığından da yaygın. 27 ülkeden 41 çalışmayı ve 87.742 katılımcıyı bir araya getiren bir meta-analiz, dünya genelinde çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluklarının oranını %6,5 olarak hesapladı (Polanczyk ve ark., 2015, Journal of Child Psychology and Psychiatry). Yani her yüz çocuktan altı ila yedisi, gündelik hayatını etkileyecek düzeyde kaygı yaşıyor. Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi de kendi klinik kılavuzunda aynı büyüklüğü kullanıyor.

Başlangıç yaşı da erken. Geniş bir epidemiyolojik çalışmada kaygı bozukluklarında medyan başlangıç yaşı 11 bulundu (Kessler ve ark., 2005, Archives of General Psychiatry). Bu rakamın nereden geldiğini bilmek gerekiyor: çalışma yetişkinlerle yapıldı ve katılımcılara belirtilerinin ne zaman başladığı geriye dönük olarak soruldu. Yani hatırlamaya dayanıyor, çocukların ileriye dönük izlenmesine değil. Yine de yönü açık ve başka çalışmalarla tutarlı: kaygı bozukluklarının önemli bir kısmı ilkokul yıllarında başlıyor.

Bunu bilmenin rahatlatıcı bir tarafı var: çocuğunuzda gördüğünüz şey nadir değil. Kaygının ortaya çıkışında mizaç, genetik yatkınlık, yaşam olayları ve çevre birlikte rol oynuyor; tek bir ebeveyn davranışına indirgenemez.

Hangi Korkular Hangi Yaşta Normal?

Kaygının kendisi bir sorun değil, gelişimin bir parçasıdır. Her yaşın kendi tipik korkuları vardır ve bunlar çoğunlukla çocuğun dünyayı yeni anlamaya başlamasının işaretidir.

8-10 ay: Yabancı kaygısı. Bebek tanıdık ve yabancı yüzü ayırt etmeye başladığı için ortaya çıkar.

10 ay - 2 yaş: Ayrılık kaygısı. Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Akademisi'nin ifadesiyle, yaklaşık sekiz aylıktan okul öncesi dönemin sonuna kadar ayrılık kaygısı sağlıklı ve beklenen bir gelişim özelliğidir.

4-6 yaş: Hayali korkular. Canavarlar, karanlık, gök gürültüsü, rüyalar. Bu yaşta hayal gücü gerçeklik testinden hızlı geliştiği için korkular somut değil imgeseldir.

7 yaş ve sonrası: Gerçekçi korkular. Hastalık, kaza, hırsız, sevdiğini kaybetme. Çocuk artık dünyanın gerçek risklerini fark ediyordur.

Ergenlik öncesi ve ergenlik: Sosyal değerlendirme. Rezil olma, dışlanma, başarısız görünme. Bu dönemin ana kaygı teması akran gözüdür.

Bir yaş için tipik olan korkunun bir sonraki yaşta azalması beklenir. Azalmak yerine yerleşiyor ve büyüyorsa, bakılması gereken şey korkunun içeriği değil, çocuğun hayatını ne kadar daralttığıdır.

Duygu Treni: Merak'tan Dehşet'e Kaygının Beş Durağı

Kaygıyı çocuğa anlatmanın en zor yanı, onu "kötü bir şey" gibi sunmadan konuşabilmektir. Oysa kaygı bir arıza değil, bir uyarı sistemidir. Luna'nın Parkı oyununun kılavuzunda bu sistemi çocuğun anlayabileceği bir sıraya döken bir model var: Duygu Treni.

Merak — bedenin mesajı: bak, keşfet. Yeni olana yaklaşmamızı sağlar.

Endişe — mesajı: dikkat et. Küçük bir uyarı, hazırlıklı olmamızı sağlar.

Kaygı — mesajı: önlem al. Sınava çalıştıran, çantayı kontrol ettiren duygu.

Korku — mesajı: uzaklaş. Gerçek tehlikede bedeni harekete geçirir.

Dehşet — mesajı: dur. Kaçmanın mümkün olmadığı anlarda beden donar.

Burada bir şeyi açıkça söylemek gerekiyor: Duygu Treni bilimsel bir sınıflandırma değil, öğretici bir metafordur. Oyunun kılavuzunda, çocuğa duygu şiddeti arasında ayrım yapmayı ve duyguyu adlandırmayı öğretmek için kullanılıyor. Psikoloji literatüründe bu duygular tek bir hat üzerinde beş durak olarak dizilmez.

Literatürdeki asıl ayrım şiddet değil, tehdidin niteliğiyle ilgilidir: korku, yakın ve belirli bir tehdide verilen anlık tepkidir; kaygı ise gelecekteki, belirsiz bir tehdide yönelik sürekli bir hazırlık hâlidir. Yani korku "şu an bir köpek üstüme geliyor", kaygı "yarın bir köpekle karşılaşırsam ne olur" duygusudur.

Metaforun değeri bu ayrımın yerini tutmasında değil, çocuğa bir dil vermesinde. "Korkma" demek yerine "şimdi trenin hangi durağındasın?" diye sormak, duyguyu yok saymadan adlandırmayı öğretir — ve adlandırma, aşağıda göreceğimiz gibi kendi başına işe yarayan bir adımdır.

Duyguları birbirinden ayırt edebilme becerisi — literatürde duygu ayrıştırma deniyor — düzenleme becerisiyle ilişkili bulunuyor. Ve gelişimi beklenmedik bir seyir izliyor: 6 ile 26 yaş arasındaki 143 kişiyle yapılan bir çalışma, bu becerinin çocukluktan ergenliğe doğru düştüğünü, yaklaşık 15,8 yaşında dibe vurduğunu, sonra tekrar yükseldiğini gösterdi (Nook ve ark., 2018, Psychological Science). Bir sınır: bu kesitsel bir çalışma — aynı kişiler yıllar boyunca izlenmedi, farklı yaşlardaki kişiler aynı anda karşılaştırıldı. Yine de bulgu şunu düşündürüyor: ergeninizin duygularını ayırt etmekte zorlanması bir gerileme değil, beklenen bir dönem olabilir.

Normal Kaygı ile Kaygı Bozukluğu Arasındaki Çizgi

Ebeveynin evde bakabileceği en anlamlı ölçüt tektir ve kurumsal kılavuzlar bu noktayı öne çıkarır: işlevsel bozulma.

Soru "çocuğum ne kadar kaygılı?" değil, şudur: kaygı, çocuğumun yapmak istediği ya da yapması gereken şeyi engelliyor mu?

Somut olarak:

  • Okula gitmeyi, girmeyi ya da sınıfta kalmayı engelliyor mu?

  • Arkadaş edinmesini, doğum gününe gitmesini, oyuna katılmasını engelliyor mu?

  • Kendi yatağında uyumasını engelliyor mu?

  • Ailenin gündelik düzenini kaygıya göre kurmak zorunda kalıyor musunuz?

  • Çocuk kaygı yüzünden bir şeyleri sistematik olarak yapmıyor mu?

Bir açıklık: işlevsel bozulma tanının tek ölçütü değildir. Tanı sürecinde belirtilerin türü, sayısı, süresi ve şiddeti de değerlendirilir; DSM-5-TR örneğin yaygın anksiyete bozukluğu için belirtilerin en az altı ay sürmesini arar. Bu değerlendirme uzmanın işidir. Ama ebeveynin bakması gereken şey süre değil, daralmadır: çocuğun dünyası küçülüyorsa, süreyi beklemeden destek almak gerekir.

Kaygı Nasıl Büyür? Kaçınma Döngüsü

Kaygının büyüme mekanizması şaşırtıcı derecede basittir ve her seferinde aynı işler.

Çocuk bir şeyden korkar. O şeyden kaçınır. Kaçındığı anda rahatlar. Beyin bu rahatlamayı kaydeder: "kaçınmak işe yaradı." Bir sonraki sefere kaçınma isteği daha güçlü, korku ise daha büyük gelir. Çünkü çocuk hiçbir zaman korktuğu şeyin sandığı kadar kötü olmadığını deneyimleme fırsatı bulamaz.

Buradaki kritik nokta şu: kaçınma kısa vadede işe yarar, uzun vadede kaygıyı besler. Ve tam bu yüzden en iyi niyetli ebeveyn davranışları bile kaygıyı istemeden büyütebilir.

Literatürde buna aile uyumlanması deniyor: ailenin, çocuğun kaygısını azaltmak için gündelik hayatını değiştirmesi. Çocuk yerine konuşmak, uyuyana kadar yanında yatmak, korktuğu ortamlara girmemesine izin vermek, sürekli güvence vermek ("hiçbir şey olmayacak, söz"), kaygı veren durumu tamamen ortadan kaldırmak. Her biri sevgiyle yapılır ve her biri çocuğa aynı mesajı verir: bu gerçekten tehlikeli ve sen tek başına baş edemezsin.

Ebeveyn Olarak Ne Yapabilirsiniz?

Şimdi bu rehberin en önemli bulgusuna geliyoruz.

7-14 yaş arası 124 çocukla yapılan randomize bir çalışmada iki yaklaşım karşılaştırıldı. Bir grup çocuk 12 hafta boyunca bilişsel davranışçı terapi aldı. Diğer grupta ise tedavi oturumlarına yalnızca ebeveynler katıldı — çocuklar seanslara girmedi (değerlendirme görüşmelerine katıldılar). Sonuç: yalnızca ebeveynle yürütülen program, çocuğun terapiye girdiği programdan geri kalmadı (Lebowitz ve ark., 2020, Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry). Üstelik aile uyumlanması ebeveyn programında daha çok azaldı.

Burada bir sınırı baştan koymak gerekiyor. Bu programın adı SPACE (Supportive Parenting for Anxious Childhood Emotions) ve genel bir ebeveynlik tavsiyesi değil: el kitabına bağlı, eğitim almış bir terapist tarafından 12 oturum boyunca yürütülen yapılandırılmış bir tedavi. Aşağıdaki öneriler bu yaklaşımın mantığından besleniyor; ama evde uygulanan birkaç ilke ile manüelleştirilmiş bir tedavi aynı şey değildir ve aynı sonucu üreteceği gösterilmiş değildir.

Yine de bulgunun anlamı büyük: ebeveynin yaptığı şey, çocuğun kaygısının seyrini değiştirebilecek bir kaldıraç. Yaklaşımın özü iki kelimede toplanıyor — destek ve güven.

Destek: duyguyu görün ve adlandırın. "Bunun seni çok korkuttuğunu görüyorum" cümlesi, "korkacak bir şey yok"tan hem daha doğru hem daha işe yarardır. Duyguyu adlandırmanın kendisi bir düzenleme aracıdır: yetişkinlerde yapılan beyin görüntüleme çalışmaları, bir duyguyu kelimeye dökmenin amigdala aktivitesini düşürdüğünü gösteriyor (Lieberman ve ark., 2007, Psychological Science). Örümcek korkusu olan 88 yetişkinle yapılan bir başka çalışmada, duyguyu adlandırmak fizyolojik tepkiyi (deri iletkenliğini) en çok düşüren strateji çıktı — hatta durumu yeniden yorumlamaktan da etkiliydi. Ancak aynı çalışmada katılımcıların bildirdiği öznel korku düzeyinde gruplar arasında fark bulunmadı (Kircanski, Lieberman & Craske, 2012, Psychological Science). Yani etki bedende ölçülüyor, "ne kadar korktum" ifadesinde değil.

Güven: çocuğunuzun baş edebileceğine inandığınızı gösterin. "Zor olacak, biliyorum. Ve sen bunu yapabilirsin." Destek olmadan güven zorbalık gibi hisseder; güven olmadan destek çocuğu kaçınmaya kilitler. İkisi birlikte çalışır.

Pratikte:

Kaçınmayı beslemeyin, ama zorlamayın da. Adımları küçültün. Doğum gününe girmek zorsa, önce kapıda beş dakika. Sonra on. Kaçınmanın yerine kademeli yaklaşma koyun.

Sürekli güvence vermeyi bırakın. "Bir şey olmayacak" cümlesini günde on kez söylüyorsanız, o cümle artık bir sakinleştirici hâline gelmiştir ve etkisi her seferinde kısalır. Bunun yerine: "Bunu daha önce konuştuk, sen ne düşünüyorsun?"

Kendi kaygınızı yönetin. Çocuklar tehlikeyi ebeveynin yüzünden okur. Sizin telaşınız, söylediğiniz cümlelerden daha güçlü bir mesaj verir.

Soruyu dar tutmayın. Her gün "bugün okulda kaygılandın mı?" diye sormak, sohbeti kaygının etrafına kilitleyebilir ve çocuğa gününü kaygı üzerinden özetlemeyi öğretebilir. Daha açık bir soru genellikle daha çok şey getirir: "Bugün nasıl geçti — en iyi anı neydi, en zor anı neydi?" Bu, deneyle ölçülmüş bir kural değil, klinik pratikten gelen bir öneri.

Hazırlığı çocuğa göre ayarlayın. Bazı çocuklar yaklaşan bir olayı önceden bilmekten yarar görür, bazıları için erken haber uzun bir bekleme kaygısına dönüşür. Genel bir kural yok; kendi çocuğunuzda hangisinin işe yaradığını gözleyin. Önceden söylüyorsanız, bilgiyi somut ve kısa tutun ("çarşamba sabahı gideceğiz, koltuğa oturacaksın, doktor dişlerine bakacak") — belirsizlik bekleme kaygısını büyüten şeydir.

Bedeni yavaşlatmayı öğretin. Yavaş nefes ve kas gevşetme gibi teknikler, bedeni hızlandıran yöntemlerin aksine, kaygı ve öfke araştırmalarında en tutarlı sonuç veren yaklaşımdır. Ortalama 7 yaşında 342 çocukla yapılan bir alan deneyinde, bir dakikalık rehberli nefes videosu izleyen çocukların kalp hızı düştü ve kalp hızı değişkenliği arttı; kontrol grubunda değişim olmadı (Obradović ve ark., 2021, Developmental Psychobiology). Ölçülen şey o andaki fizyolojik uyarılma; kaygı düzeyinde uzun vadeli bir düşüş değil. Araştırmacıların kendi uyarısı da önemli: çocuğa sadece "derin nefes al" demek yetmiyor, teknik gösterilerek ve birlikte çalışılarak öğretilmeli.

Sakin zamanlarda çalışın. Nöbetin ortasında yeni beceri öğretilmez. Nefes de, duygu sözcükleri de, oyun da sakin anlarda öğrenilir; kriz anında yalnızca daha önce öğrenilmiş olan kullanılabilir.

Oyunla Kaygı Çalışmak: Neden İşe Yarıyor?

Çocuklar kendi korkularını doğrudan konuşmakta zorlanır. Bir karakterin korkusunu konuşmak ise çok daha kolaydır — çünkü güvenli bir mesafe vardır.

Bu sezginin ölçülmüş bir karşılığı var. 110 ikinci sınıf öğrencisiyle yapılan bir çalışmada, çocuklara iki ay boyunca haftada iki kez, resimli senaryolar üzerinden duyguların doğası ve düzenlenmesi hakkında yapılandırılmış sohbetler yaptırıldı; kontrol grubu resim çizdi. Duygu anlayışındaki fark çarpıcıydı ve daha da önemlisi kalıcıydı: etki büyüklüğü son testte 0,80, altı ay sonra 1,03 (Ornaghi, Brockmeier & Grazzani, 2014, Journal of Experimental Child Psychology). Bu çalışma bir oyunu değil, yapılandırılmış konuşmanın kendisini ölçüyor.

Dikkat edilecek nokta şu: işe yarayan şey oyunun kendisi değil, yapı. Sıralı, aktif, belirli bir beceriye ayrılmış ve o becerinin açıkça adlandırıldığı çalışmalar sonuç veriyor.

Yapının önemine dair bir ipucu bambaşka bir alandan geliyor. Ciddi oyunların meta-analizinde — dikkat: bunlar dijital oyunlar ve ölçülen şey kaygı değil, öğrenme — grup hâlinde oynananların etkisi tek başına oynanandan yaklaşık üç kat (d = 0,66'ya karşı 0,22), birden çok oturuma yayılanların etkisi tek oturumluk olandan yaklaşık beş kat büyük çıktı (d = 0,54'e karşı 0,10; Wouters ve ark., 2013, Journal of Educational Psychology). Bu bulgu bir kutu oyununun kaygıyı azalttığını göstermiyor. Gösterdiği şey daha mütevazı ama yine de kullanışlı: birlikte ve tekrarlayarak oynamak, tek başına ve tek seferlik oynamaktan farklı sonuç veriyor.

Uzman psikologlar tarafından tasarlanan Luna'nın Parkı bu ilkeyle uyumlu biçimde kurulmuş: her etap belirli bir beceriyi çalışır — düşünceleri fark etme ve sosyal destek isteme, duyularla anda kalma, bedensel sinyalleri tanıma, beklenmedik duruma uyum sağlama, belirsizlikle baş etme. Bir sınırı açıkça koyalım: yukarıda anılan araştırmaların hiçbiri Luna'nın Parkı üzerinde yapılmadı; oyunun kaygıyı azalttığını söyleyebilmek için doğrudan bir etkililik çalışması gerekir ve böyle bir çalışma henüz yok. Bir kutu oyunu tedavi değildir; ailenin ve uzmanın elindeki yapılandırılmış bir konuşma aracıdır.

Ne Zaman Uzman Desteği Gerekir?

Şu durumlarda beklemeyin:

  • Kaygı okulu, arkadaşlığı veya uykuyu belirgin biçimde etkiliyorsa

  • Çocuk giderek daha çok şeyden kaçınıyor, dünyası daralıyorsa

  • Fiziksel şikâyetler (karın ağrısı, baş ağrısı, bulantı) sık tekrarlıyor ve tıbbi bir açıklaması yoksa

  • Panik benzeri ataklar varsa

  • Aile hayatı kaygının etrafında kurulmaya başladıysa

  • Çocuk kendine zarar vermekten veya ölmekten söz ediyorsa — bu durumda hemen

Ve iyi haber: çocukluk kaygısında etkinliği gösterilmiş tedaviler var. 87 çalışmayı ve 5.964 katılımcıyı kapsayan Cochrane derlemesinin bekleme listesiyle karşılaştırma yapan bölümünde — bu bölüm 39 çalışma ve 2.697 katılımcıya dayanıyor — bilişsel davranışçı terapi alan çocukların %49,4'ü tedavi sonunda birincil kaygı tanısının ölçütlerini artık karşılamıyordu; bekleme listesindeki çocuklarda bu oran %17,8 idi (OR 5,45; %95 GA 3,90-7,60; kanıt kalitesi orta — James ve ark., 2020, Cochrane Database of Systematic Reviews, CD013162.pub2). Aradaki fark kabaca şu anlama geliyor: tedavi edilen her üç çocuktan birinin iyileşmesi doğrudan tedaviye bağlanabiliyor.

Aynı derlemenin daha az konuşulan bulgusunu da yazmak gerekiyor. BDT'nin olağan bakıma üstün olduğuna dair yeterli kanıt bulunamadı (OR 3,19; %95 GA 0,90-11,29), alternatif tedavilerle karşılaştırmada veri yetersizdi ve ilaçla doğrudan karşılaştırma yapılamadı. Yani "hiçbir şey yapmamaya kıyasla işe yarıyor" güçlü bir bulgu; "diğer her şeyden daha iyi" değil.

Erken destek hem çocuğun hem ailenin yükünü hafifletir.

Sık Sorulan Sorular

Çocuğumun kaygısı benim yüzümden mi? Hayır. Kaygıda mizaç ve genetik yatkınlık belirleyici rol oynar; hiçbir ebeveyn davranışı tek başına kaygı bozukluğu yaratmaz. Ama ebeveyn davranışı kaygının seyrini değiştirir — ve bu iyi bir haberdir, çünkü değiştirilebilir olan taraf budur.

"Korkacak bir şey yok" demek yanlış mı? İşe yaramıyor, çünkü çocuğun o anda hissettiğiyle çelişiyor ve çocuk kendini anlaşılmamış hissediyor. Yerine duyguyu onaylayıp baş etme kapasitesine güven belirtin: "Bunun zor geldiğini görüyorum, ve bununla baş edebileceğini biliyorum."

Kaygılı çocuğu zorlamalı mıyım? Zorlamak da, kurtarmak da işe yaramaz. İşe yarayan, adımları çocuğun kaldırabileceği kadar küçültmek ve her adımda yanında olmaktır.

Çocuğum sadece bana kaygısını gösteriyor, okulda gayet iyi. Bu normal mi? Çok sık görülür; çocuklar duygularını en güvende hissettikleri kişinin yanında en çıplak hâliyle yaşarlar. Ama bunu tek başına olumlu bir işaret olarak okumamak gerekir. Okulda hiç belli etmeyen bir çocuk, günü ciddi bir çabayla geçiriyor ve kaygısını bastırıyor olabilir. Öğretmenle konuşmak ve okulda sessiz bir kaçınma olup olmadığını sormak faydalı olur.

Kaygı ilerde geçer mi? Bir kısmı gelişimle geçer. Ama kaçınmayla pekişmiş kaygı kendiliğinden geçmez; çocuk büyüdükçe kaçınma repertuvarı da büyür. Bu yüzden "büyüyünce geçer" yaklaşımı, çocuğun hayatı daralıyorsa güvenli değildir.

Kaynaklar

Polanczyk GV, Salum GA, Sugaya LS, Caye A, Rohde LA (2015). Annual research review: A meta-analysis of the worldwide prevalence of mental disorders in children and adolescents. Journal of Child Psychology and Psychiatry, 56(3), 345-365.

Kessler RC, Berglund P, Demler O, Jin R, Merikangas KR, Walters EE (2005). Lifetime prevalence and age-of-onset distributions of DSM-IV disorders in the National Comorbidity Survey Replication. Archives of General Psychiatry, 62(6), 593-602.

Lebowitz ER, Marin C, Martino A, Shimshoni Y, Silverman WK (2020). Parent-based treatment as efficacious as cognitive-behavioral therapy for childhood anxiety: A randomized noninferiority study of supportive parenting for anxious childhood emotions. Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 59(3), 362-372.

James AC, Reardon T, Soler A, James G, Creswell C (2020). Cognitive behavioural therapy for anxiety disorders in children and adolescents. Cochrane Database of Systematic Reviews, 2020(11), CD013162.pub2. doi:10.1002/14651858.CD013162.pub2

Nook EC, Sasse SF, Lambert HK, McLaughlin KA, Somerville LH (2018). The nonlinear development of emotion differentiation: Granular emotional experience is low in adolescence. Psychological Science, 29(8), 1346-1357.

Ornaghi V, Brockmeier J, Grazzani I (2014). Enhancing social cognition by training children in emotion understanding: A primary school study. Journal of Experimental Child Psychology, 119, 26-39.

Lieberman MD, Eisenberger NI, Crockett MJ, Tom SM, Pfeifer JH, Way BM (2007). Putting feelings into words: Affect labeling disrupts amygdala activity in response to affective stimuli. Psychological Science, 18(5), 421-428.

Kircanski K, Lieberman MD, Craske MG (2012). Feelings into words: Contributions of language to exposure therapy. Psychological Science, 23(10), 1086-1091.

Obradović J, Sulik MJ, Armstrong-Carter E (2021). Taking a few deep breaths significantly reduces children's physiological arousal in everyday settings: Results of a preregistered video intervention. Developmental Psychobiology, 63(8), e22214. doi:10.1002/dev.22214

Wouters P, van Nimwegen C, van Oostendorp H, van der Spek ED (2013). A meta-analysis of the cognitive and motivational effects of serious games. Journal of Educational Psychology, 105(2), 249-265. doi:10.1037/a0031311

American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, Facts for Families: Anxiety and Children.

Walter HJ ve ark. (2020). Clinical practice guideline for the assessment and treatment of children and adolescents with anxiety disorders. Journal of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 59(10), 1107-1124.

Bu yazı hakkında

Yazan: Klinik Psikolog Şenel Karaman — EMDR Europe akredite danışmanı. 1999'dan bu yana travma, yetişkin, çift ve aile danışmanlığı alanlarında çalışıyor; Liman Psikoloji Aile Danışma Merkezi'nin kurucusu. → Hakkımızda · İletişim

Bu yazıdaki bilgiler uluslararası hakemli araştırmalara ve kurumsal klinik kılavuzlara dayanır; kişisel değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez.

Yorumlar


bottom of page